CiNLERiN TÜRLERi

CiNLERiN TÜRLERi
MÜSFER
Çogul adı müsferiş olan bu cin türü genel olarak tarlalar gibi kırsal ve incir ağaçlarında yaşarlar. Boyları 140 cm olan müsferler genelde iyi karakterlidir. Çok hızlı şekil değiştirebilir ve uzun süre o büründüğü şekilde kalabilirler. İnsanların en fazla seslerini duyabildiği bu cinler hayvan ve insan sesini kullanarak bu boyutta seslerini duyurabilirler. Öyleki bir gece kapınızın önünde yada çevrenizde konuşan insanlar duyabilir yada hayvan seslerini sezebilirsiniz. Baktığınızda göremediğiniz o noktada halen seslerini duymanız mümkün. İnsanlardan rahatsızlık duymazlar ve olağan üstü bir durum yoksa zararda vermezler. İncir ağaçlarına yaklaştığınızda destur çekmeniz daha hayırlı olur. Müsferler hünanist cin türlerindendir.
LİETLİ
Lietli cinleri adını dişi cinden almışlardır. Bu dişi lietli cin son derece akıllı ve olağan üstü vesvese verir. Lietli türleri genelde vadilerde ve yüksek yerlerde yaşar. İnsanlara olan musallatları güzel bir insan gibi görünüp kandırmaktan ibarettir. Aşırı derecede uyuşukluk ve kendini bilmezlik bir hantallık yaratır. Kişi o geldiğinde dış dünyadan kopar gibi davranır. Çok kuul bir görünüşe sahip olan lietliler kendi alemlerinde de vesvese verebilir ve bazı cinleri kandırabilirler. Onlar şeytandan olmasalarda onun kadar yeteneklidir bu konuda.
MUSABBAR
Bu cin türü genelde mağaralarda yaşarlar. Sarp ve kayalık bölgeleri tercih ederler. Boyları ortalama 90 santimdir. Şeytanilerden olmasa da insanları sevmeyen bir cin türü olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden de insanların çok nadir gittiği uzak dağlık alanlarda yaşarlar. Toprakta ki mineraller ve yosunlarla beslenirler. Kapıp kaçmak üzerine uzmandırlar. Hızlı ve toplu şekilde hareket ederler. Bir başka türle dalaşa girecekse asla bunu yanlız yapmazlar. Teke tek kavramı yoktur onlarda. Topluca saldırırlar. Aile bağları çok güçlüdür ve asla dağılmazlar. Musabarlar böyle bir türdür.
BEHNİLEM
Behnilen cinler aleminde bir kral olmasada üst düzey bir cindir. O alemdeki cinler içinde toprakta yaşayan tek cindir. 4 ana element içinde en katı olan elementi kullanan bir cindir. Bir çok definenin yerini bilir. Ama asla sahiplenmez. İnsanlara musallat olmaz. Aksine dost bir cindir. İnsanların içinde gezer ama asla muhatap olmaz. İnsanları sevebilen bir cindir. Asli görevleri içinde buhari adındaki şifacı cine yardımcı olmakta vardır. Doğadaki bitkileri tespit eder ve ilgili yere iletir. Bu cin mümin bir cindir ve herkesin arkadaş olmak isteyeceği bir cindir.
KASVERATİN
Kasveratin arap yarım adasının 4 büyük cin krallarından biridir. Kendine has bir ordusu ve sağ kolu diyebileceğimiz 3 yardımcısı vardır. Davetlere icabet eden bir kral olmasına rağmen ilk giden 1. Yardımcısı olur. Teykelin yanında olabilecek bir dostluğa sahiptir. Kendine has bir tacı vardır ve tahtı belkıs tahtına benzer. Gündüzleri kendi ve ordusu asla görünmez. Geceleri ise ordusu bir kale gibi düzen sağlar. Kasveratin iyi bir kral ve görünüş olarak sakin bir duruşa sahiptir. Ve 4 büyük kral içinde 3. sırada yer alır.
EL- MARİD
Cinn gibi güçlüdür, bunun diğer isimi "Peri"diye bilinir.
Genelde şeytân ile bir anlaşmaları olur ve Şeytân'a çalışırlar.
İnsanlarda bir takım rahatsızlıklara ve hastalıklara sebep olurlar (Sara, Epilepsi vb. gibi)
EL- AFARİT
İfrit diye de bilinir, genel olarak hayalet diye bilinen varlıklardandır.
Güçlü ve tehlikeli cinlerdendir.
EL- AMMAR
Bu tür cinler genelde evlerde yaşarlar. Bu tür cinnler, bir ev de hemen hemen evde yaşayan ailenin evde ki içki ile birlikte yenen yemekler de ve Allâh'ın adının anılmadığı yemeklerde
ailenin yemeklerine katılır, nadiren evin niteliğine bağlı olarak hareket ederler

Cinler nelerden hiç hoşlanmazlar

Cinler nelerden hiç hoşlanmazlar:
Kâfir cinler Yâsin'i, ezanı ve tekbiri hiç sevmezler. Bunu duydukları anda zangır zangır titrerler. Namaz anını hiç sevmezler, secde anında çok azap çekerler, çırpınırlar. Kur'ân okunan evleri hiç sevmezler. Çünkü o zaman Rahmâniler gelir. Rahmânilerin olduğu yerde zülmanîler barınamazlar. Allah sohbetine hiç dayanamaz ve hemen oradan kaçarlar.
En çok neden korkarlar:
Kâfir cinler ihlâslı bir müslümandan korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar. Allah'ın evliyalarını hiç sevmezler, onlardan çok korkarlar.
Cinleri en kahreden şey nedir: “ Allah seni kahretsin” kelimesini hiç sevmezler. Aslında zaten Allah'ın rahmetini kaybetmişlerdir. Ama bunu Adem (A.S)'ın. zürriyetinden duymak, çok ağırlarına gider ve bu onları kahreder.
Cinlerden korunma yolu nelerdir:
En önemlisi koruma kalkanının altına girmektir. Allah'ın başlarının üzerine emrinden bir ruh yerleştirdiklerinin içine hiçbir cin girip onu sahiplenemez. Her zaman abdestli dolaşmak lâzımdır. Her zaman “Besmele” çekmeyi alışkanlık haline getirmemiz lâzımdır.
Her insanın bir cini var mıdır:
Evet, her insanın içinde bir cin vardır. Şeytan, zülmâni, iblis, cin dediğimiz 4 ismi olan şey herkesde vardır. Sahâbe Peygamber Efendimiz'e: “Ya Resulullah sende de var mıdır?”diye sorduğunda,“Vallâhi vardır; ama o bana teslim oldu.” buyurmuştur. Bir zülmanî, bir Rahmâni herkesde vardır. Kişi ne zaman Allah'ın hoşuna gidecek bir iş yapsa, namaz kılsa, hemen devreye girer, caydırmaya çalışır.
Hem içeride kalp ve beyin, hem de dışarıda bedeni kuşatmaya çalışan zülmanîler vardır. Onlara karşı da görev yapan Rahmâniler vardır. Kâinat onlarla doludur. Boş hiçbir yer yoktur, özellikle güneş battıktan sonra şeytanlar, kâfir cinler cirit atarlar. Biz havasçılar, “Çocuklarınızı akşam namazından sonra kesinlikle sokağa çıkarmayın” deriz, ta ki seher vaktine kadar.
Sübyânlık nedir:
Eğer anne cinli ise doğumda annenin cini çocuğa geçebilir. Çocuk doğduğunda bedeni cinli olarak doğar.
Kâfir cinler kimlere yaklaşırlar:
İhlâslı olmayanlara, başlarının üzerinde bir koruyucusu bulunmayanlara, üzüntülü olanlara, kendini koyuveren, çok şiddetli üzüntüsü olanlara, şiddetli kaygıları olanlara, hayattan bütün ümidini kesmiş yaşamak istemeyenlere, yalnız yaşayanlara şak diye yapışırlar. İnsanlık âlemini öyle güzel izlerler ki, o açığı buldukları zaman hemen insan bedenine girerler. Buna havas ilminde “harici girme” denir.
7/A'RAF-154: Ve lemmâ sekete an mûsel gadabu ehazel elvâh(elvâha), ve fî nushatihâ huden ve rahmetun lillezîne hum li rabbihim yerhebûn(yerhebûne).
Ve Musa (A.S)'nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onun (levhaların bir) nüshasında hidayet (Hakk'a hidayet, Allah'a ulaşma) vardır. Ve o, Rab'lerinden korkan kimseler için bir rahmettir.

CİNLERİN MUSALLAT OLMA NEDENLERİ

CİNLERİN MUSALLAT OLMA NEDENLERİ-------
Cinler erkek ile dişi arasındaki güçlü bağı yıkmak, karı ile kocanın arasını açmak için çalışıyorlardı. Öz kardeşliğe, akrabalığa, komşuluğa, arkadaşlığa zarar veriyordu. İnsanlar, bir babanın Adem’in, Nuh’un çocuklarıdır ve hepsi kardeştir. Cinler insan türüne zarar vermek için elinden geleni yaptı. Cinlerin insana musallatında illaki bir neden aramaya gerek yoktur. Onlar insan türüne düşmandır. Her zaman kendilerine neden bulurlar.
Cinlerle irtibat kurmada uydurma zikir ve dualarla yada belli anlaşılmaz kelimeleri belli sayılarda karanlık bir yere oturarak söylemeler şeytani cinlere teslim olma tavırlarıdır. Batıl, uygunsuz, saygısız her tavırın temeli cinlerdendir.
İşte felan adam tarikata girdi kafayı bozdu lafını bolca duyarız sebebi ise gerçekleri bilmeden zanlara kapılmaktır. Dinin temelini öğrenmeden dini birtakım anlamsız sanmalarla yozlaşan ve gerçeklikten uzaklaşan insanların cinlerin etkisi altına girmesidir.
Cinler serseri insanlar gibi zulmetmek ve eğlenmek içinde rahatsız ederler. İnsanlara zulüm etmeyi , zarar vermeyi onunla eğlenmeyi severler. Çevrenizdekilerle gerginlik yaşar, kavgalar çıkartır. Cinler bilgisiz ve dini açıdan zayıf insanların boşluğunu buldukları anda aldatırlar.
İnsanlar, cinleri görmediklerinden farkına varmadan onlara zarar verirler mesela onları çiğner onlara taş atar üzerine idrar yapar kaynar su döker, soba közü döker yani bilmeden onlara zarar verir. Cinler kin sahibidirler, böyle bir durumda insana bulaşırlar ve zarar verirler. Cinler ailelerinden birine zarar verildiğinde yakınları kontrolsüz olurlar. Yakınlarının direkt kaybedilmesi saldırılarını meşru kılsa da aslında haklı olmadıklarını kendileri de bilmektedir.
Aşırı stres, bunalım, depresyon, korku, sevinç anında saldırıya geçerler ve beyin kontrolden çıkar. Bize ebedi düşman olan şeytani cinler o an bizi yoldan çıkarmaya çalışırlar.

CİNLERLE BERABERLİKTEKİ (MUSALLAT SÜRECİNDEKİ) SORUNLAR

CİNLERLE BERABERLİKTEKİ (MUSALLAT SÜRECİNDEKİ) SORUNLAR------
İnsanlarla beraberliğimizde nasıl ki zaman zaman nahoş durumlar oluyor kavga yapıyor veya sert cıkışlar yapıyorsak cinlerde olan beraberlikte daha çok nahoşluklar oluyorki cinler sık fikir değiştiren ve de bulundukları ortamdan yetinmeyen daha fazlasını isteyen ve değişken varlık olmaları birde şekil değiştirme ve çabuk hareket etme yetenekleri istekten isteğe geçme çabuk usanma huyları hastayla ilişkiyi dahada zor duruma sokar. Öyle olur ki kişiyi oyuncak gibi gücünü gösterme maksadıyla iyice çıkmaza sokar. Eğer ki bir hastanın yakınları tedavi ettirmek için çalışmaya başlarsa işte ozaman şiddetin en çekilmezini uygulamaktan geri kalmazlar.
İki tabii yapısı farklı kişiliğin evliliğinden sonra açığa çıkan huyların zıtlığından olan aile kavgasının yuvaya hakim olması gibi kısa bir zaman sonra kavgalar başlar hakimiyetin de cinde olması ise kişi için dezavantajdır. Cin içinse kendisine göre başarıdan başarıya gitmektir. Elde etmek için en değerli varlık gibi gören artık onu kokuşmuş basit elinde harcamaya her an hazırdır. Oyuncak gibi görmeye başlamıştır. Nefret artmış her türlü maskaralıkları yaptırmak, acıların ise envayi çeşidini ona tattırmak istediği zamanda onunla eğlenmeye hazırlanmaktadır. Ama bunu oyuncağı olmuş insandan gizlemeye devam eder. Bazen kavga eder bazen mutlu bir tablo çizmeye çalışır. Kişi üzerinde en büyük şahşiyet bozukluğunu temin eder, kişilik bozukluğu hakim olan kişi ise yavaş yavaş cinlerden soğumaya ama çaresizlikten boyun eğmeye devam eder, sevgi ve korku hakimdir yine insanlara anlatamaz. Artık korunmasız ve kendini çaresiz hissetmeye başlar tamamen cinlerin kontrolüne girmiştir.
Onların isteği dışına çıkamaz.
Cinler artık onu dövüyor tecavüz ediyor ama o en küçük bir savunma korunma yapamamaktadır. İnsanlar tarafından korunmak ister bunu hisseden cinler işkenceyi insanların yanındada artırırlar iş artık açığa çıkmıştır kişi kurtulamamanın düşüncesiyle çıkmazdadır. İyi olmayacağını kabullenerek intiharı düşünür kendinde ne ahlak ne namus kavramının kalmadıgını düşünerek kişi artık hayatın hiç anlamı olmadığını düşünerek etrafındaki dostlarının yanında küçülür. Kafasını karıştırmak için cinler ölmesi gerektiğini ve intihar etmesini acı çekmeyeceğini söylerler teşebbüste ise engelleneceği ortamı seçtirirler. Yani birilerinin görmesini ve kurtarmasını sağlarlar. Ölmesinede izin vermeyerek bunalımdan bunalıma sokarlar. Rezilliğin her şekildeki çeşitlerini yaptırırlar. Yemeden de kesilen kişi ruhen ve bedenende tamamen çökmüştür, artık onu tıbbi rahatsızlıklara da sürüklemeye başlamıştır. En başta karaciğerle ilgili rahatsızlıklar görülmeye başlar adım adım ölüme yaklaşmaktadır ama kişinin umrunda bile değildir. İşkencelerin artması ve tıbbi rahatsızlığın zaman zaman şiddetlenmesi hastanın artık cinlerden nefret etmesine sebep olmuştur fakat hiçbir şekilde kurtulabileceğini düşünmemektedir.
Olayı kavrayan yakınları gerek doktora götürürler gerekse bilinçsiz cinci hoca denen Allaha şirk koşan şarlatan pisliklerden medet beklerler onlara gittiklerinde ise yeni yeni cinler devreye girerler bu defa hastayla onlar oynamaya başlar. Bu da ateşe benzin dökmek gibi olayı dahada arttırmış olur. Cin sayısı artarak dahada çıkmaza girer.
Hasta zıtlaşırsa bedenine girmeye başlar çünkü o zaman daha rahat ederler ve ettirirler cinler istediklerini yaptırmak istediğinde hasta ne pahasına olursa olsun bazen yapmak istemez, o zaman beyin durumlarını bozarak hastayı etkisiz ve vücut kontrolünü yapamaz hale dönüştürerek insanları yanıltır epilepsiye benzer bir şekilde bayıltırlar, bayılan hasta artık vücudu sahipsiz gibidir işte sahipsiz olan vücuda da sahip çıkıp hastayı bir yerden diğer yere götürmek evden uzaklaştırmak için bedenine girerler beyine ulaştıkları zamansa bedene hakim olarak bil fiil vücudu harekete geçirerek istediği hareketi yaptığı gibi istediği yere de götürebilirler insanları hastanın kendi konuşuyormuş gibi yanıltarak cin direk bizimle konuşabilir veya yüksek bir yerden düşürerek öldürdüğü gibi çok şaşırtıcı şekilde hastayı iyi olmuş gibi de gösterebilir. Gayrı meşru şekilde suçlar işletebilir. İnsanların gözünde hakir görülecek her suçu işletebilir. Tedavi edene veya yakınlarına iftira atarak insanları birbirine düşürmektende öte param parça ederek yeni yeni tuzaklar elde etmeye çalışır. Bedeninde cinin olduğu anlaşılınca hastaya değişik değişik işkenceler yapar..
Uzun süren cin hastalarında tıbbi sorun da arkadan geliyor, hastanın tıbbi sorunu da giderilince ALLAH’ın da izniyle iyileşiyor. Tabiki Cenabı Allah’ın bize verdiği silah olan Ayeti kerimelerle başarılıyor. Ne muskayla ne tütsüyle ne de cincilerin cinleriyle başarılamıyor. Direkt Allah tan isteyerek onun istediklerini yaparak kesin sonuca varırız.. ama bu durumun dışında tedaviye kalkışıldığında bazen başarır gibi olurlar oda cinci hocayı yüceltmek için cinler hastayı biraz rahat bırakırlar, tekrar hastalandığında "hoca dedikleri kişi" dediklerimi yapmadınız diye yeniden hastalanan kişiyi suçlar oysaki alakası yoktur.
Hasta cincilerin aslında tedavi edemeyeceğini bilir gitmek istemez ama denize düşen yılana sarılır misali yakınları ısrarla cinciye bilinçsizce götürürler her gidişte iyi olmak yerine dahada cinlerin sayıları artarak taşkınlıkları çoğalır.
Gittikleri her cinci cinlerden yardım ister daha evvelde demiştik ki cinler insanlara kötü şeyler şirk gibi namussuzluk gibi pislikle ayet yazmak gibi şeyleri yapmayınca yardım etmezler yani bişey almadan vermezler zaten yine yardım ediyor gibi görünüp yolda bırakırlar. Dolayısıyla cinci isteklerini yerine getirince yapıyormuş gibi hastanın yanına giderek daha evvelki kötülük yapanlarla barışarak onlarla alay ve küfürlerine devam ederler yani kurtuluş cin ve cincilerle imkansızdır. Düşman dahada artarak coğalmış olur. Hasta ise çıkmaza girer cinlerde tedavi ediyormuş gibi görünerek sunni iyileşmelerle avuturlar cinci ise hasta sahiplerinden yüklü yüklü paralar alarak ruhen bozuk olan hastanın yakınlarını da ekonomik bozukluğa sokarlar. Cinlerse oyunlarına devam edebilmeleri için eskiden oynanan kurtarıcı rolü gibi roller sergileyerek vakti uzatma peşindedirler tedaviyi yanlış yerde aradığımız sürece bu böyle devam eder gider, ama Cenabı Allah’ın dilediği şekilde tedavi olmaya başlandığında ise Allah’ın izniyle en küçük rahatsızlığı kalmaz ve başarılı bir şekilde de tedavi olmuş olur.

CİNLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER

CİNLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER------
• Cinler düşünsel bir güçtür. Hareketleri ortaya çıkartan geri plandaki gizli niyettir. Düşünsel faaliyet sonucunda eyleme geçirten itici güçtür. Neler yaptığınıza bakarak cinlerin amacı tespit edilebilir. Cinlerin amacı genelde insan için kötü sondur. Bu nedenle kötü niyetlerin, olumsuz düşüncelerin ardında şeytani cinler vardır.
• Cinler karanlığı severler. Güneş ışığından ve ışıktan hoşlanmazlar. Geceleri ortaya çıkarlar ve karanlık onların yaşam alanlarıdır. Nasıl ki insanlar gündüzleri yaşar geceleri uyursa cinler de geceleri yaşar gündüzleri kaybolurlar. Ama biz insanlar nasıl aksamlara ve gecelere isteyerek veya istemeyerek sarkabiliyorsak cinler de gündüze sarkmaktadırlar.
• Cinler güneşin doğmasıyla bulundukları yerleri terk ederler. Şehre sabah ezanıyla melekler girer. Cinler son aydınlanma çizgisi olan geceyi takip ederler. Karanlıkla beraber karanlığın içinde onlar da çekilirler. Güneş ışığıyla melekler yeryüzüne gelirler. Aynı şekilde Akşam olurken güneş batarken cinler karanlık çizgisiyle şehirlere girmektedirler. Melekler de ardından gelen karanlığa bakarak şehri terkederler. Cinlerden bir kısmı gündüzlerde iş görürler. Meleklerden az bir kısmı da gecelerde iş görürler.
• Cinlerinde zorbaları, taşkınlık yapanları ve haddi aşanları vardır. Bunlar insana direkt zarar vermek isterler. Bunu yapmak istediklerinde çok korkarak yaparlar. Genelde kötü amaçlarında başarılı olamazlar.
• Parmakları çıtlatma, tırnak yeme, sallanma, yerinde duramama cinlerin etkisiyle ortaya çıkmaktadır. Bir düşünsel faaliyette yoğunlaştığının belirtisidir. (Bir hedefe yönelik vesvesenin arttığı anlardır.)
• Bir de definecilerin karşılaştığı cinler vardır. Bunlar define karşılığında insanların imanlarını çalmak ister. Dünya cinlerindir. En azından cinler böyle düşünmektedirler.Yani cinler varlık alemi olan dünya hayatına sahiplenmişlerdir. Bu nedenle insanlara düşmanlıkları vardır. Dünyaya sahip olmak yani zengin olmak için cinlere boyun eğmek ve dünya karşılığında imanlarınızı almak istemektedirler. Bu nedenle inançlı insanın kazanç elde etmesini engellemek için korkutmaktadırlar. Kurban kesmeden, kan akıtmadan, birtakım tütsü ve batıl tüm eylemleri gerçekleştirmeden de defineye sahip olabilirsiniz. Kazanç karşılığında Allah’a şükretmeyen Allah’ın adını anmayan o kazançtan bereket göremez. Defineye imanınızı sarsacak ve cinlerin hoşlarına gidecek yöntemlerle sahip olursanız o kazanç sizin için bir eziyete dönüşür.
• Cinler üstün varlıklar değillerdir. Hiçbir şekilde onlara boyun eğmenize gerek yoktur. Onlardan korkmayınız. Tek amaçları sizi korkutmaktır. Onlarla düşünsel mücadele edenler mutlaka başarıya ulaşacaklardır. Onları farketmek ve kötü düşünceleri, korkutmaları etkisiz hale getirecek düşünceler geliştirmek onların etkinliğini azaltacaktır.
• Siz ne kadar Allah’a güvenirseniz cinler sizden o kadar korkar. Cin saldırısı ve korkutması doğal yaşama aykırı ve kural dışıdır. Makul hiçbir gerekçesi olamaz. Bu nedenle Allah saldırıya maruz kalan insanı kesinlikle görür ve korumak ister. Talebin insandan gelmesini bekler. Korunma ve sığınma amaçlı dualar kesinlikle kabul gören ve yardıma yetişilen dualardır. Cinler konusunda rahat olun, hiç korkmayın gerçekten onlar korkulacak varlıklar değillerdir. Zaten onların en tehlikelileri düşünsel olarak hep içlerimizdedir. Aslında bu direkt saldırı yapanları en çaresiz olanlarıdır.
• Cinlerin en etkili oldukları saat gece yarısı 03.00 dür. Büyüler ve kötü işler bu saatlerde yapılır. Akşam ezanı ve yatsı vakti cinlerin sabah vakti gibidir. Güne yeni başladıkları, işe koyuldukları saatlerdir. insanlara kötülük için çalışmaya başladıkları vakitlerdir.
• Cinlerden maddi olarak korunabilecek iki şey su ile temizlenmek ve duadır. Bunlar haricindeki tüm korunma yolları batıl ve şeytanidir. Bir uzvu su ile yıkamak olumlu bir enerji üretmektedir. Cinlerin yıkanmış bir uzuvdan içeri girmesi çok zordur. Abdest ve gusül bunlara örnektir.
• Her binanın bir dış cephesi olduğu gibi insanın dış cephesi de derisidir. İnsan kesinlikle çıplak dolaşmamalıdır. Cinsel ilişkiye dahi bir örtü altında girmelidir.Cinler deri gözeneklerinden içeri girmektedir. Çıplak bir beden cinlerin kolayca bedene girmesini sağlar. Giyinmek onların yaklaşmasına engel çıkarmaktadır. İslam inancında Allah ile konuşmadan önce (namaz kılmadan önce) görünen yerler yıkanır. Eller, ayaklar, kollar ve baş yıkanır. Yani abdest alınır. Nedeni ise İnsan Allah’a yöneldiğinde yani namaza durduğunda cinler bunu engellemek ister. Bedene girmek için görünen yerlere yaklaşır. Genellikle eller ayaklar ve baştan vücuda girmeye çalışır. Cinler düşünceleri bozmakta ve farklı yönlendirmektedir. Böylece inanan insanın namazını engelleyemeye çalışır. Namazda bozuk düşünceler, yanlış fikirler üretir. Konuşma esnasında mantıksal bütünlükten çıkartır. Kontrolünüz dışında düşüncelerinizin çok farklı yerlere gittiğinizi görürsünüz. Allah ile konuştuğunuzu bile unutur o’na yönelik konuşamazsınız. Bu tür şeytani cinlerin etkisinden korunmak amaçlı abdest alınmaktadır. Gerçekte su ile deriyi yıkamak bir güvenlik duvarı oluşturmaktadır. Bütün bunların bilimsel gerçeklikleri de vardır.
• Bütün bedeni su ile yıkamak yıkama anına kadar bedende etkili olmuş cinlerin su ile atılmasını sağlar. O insanda olumsuz düşünceler üreten gölge güç yıkanarak bedenden arındırılmış olur. İnsanı sahiplenmiş olan bu manevi ve enerji beden su ile bir elbise gibi çıkarılmış olur. Duş almak cinlerin insan kalıbından akarak atılımını sağlar. Cinler enerji beden olarak deriyi kaplamakta ve insan şeklini almaktadır. İnsanları etkileyen bu kötü enerjiyi su resmen süpürmektedir. Yıkanmış bir bedenin yüzey gerilimi değişir. İnsana müthiş bir dinçlik gelir ve yapıcı bir enerji görevi devralır. Yıkanma sonrasında ortaya çıkan manevi enerji, meleki bir kuvvet taşımaktadır. Cinlerin etkinliğini dua, su ve toprak engellemektedir.
• Şeytani cinlerin en sevmediği şey insanın Allah’tan istemesidir. İnsan Allah’a dua etmeye başladığında şeytani cinler çıldırır ve kulaklarını tıkar. Cinler insanı yönetmek ve kullanmak ister. İnsan Allah’tan istemediğinde cinlerin yönetiminde olmaktadır. Allah’tan istenildiğinde cinler kaçacak veya rahatsız olacaklardır.
• Cinlerin hoşlandıkları ve hoşlanmadıkları mekanlar vardır. Güneş ile gölgenin kesiştiği yerler, kapı eşikleri gibi hafif rüzgarlı alanlar, ağaç dipleri ve kökleri gibi serin rutubetli yerler cinlerin dinlendikleri alanlardır.
• Şeytani Cinler, Allah’a ve cinlere inancı yıkmaya çalıştılar. Cinler daima kendilerini gizlerler. Sadece büyücülerde ve cincilerde onların varlıkları açıkça anlaşılır. Aslında cinlerin varlığı Allah’ın varlığını doğrulamaktadır. İnternette pek çok cin seansları, cin çıkarma, cin kovma görüntüleri vardır. Bütün görüntüler detaylıca incelendiğinde cinlerin neler yapabildiği açıkça anlaşılmaktadır.
• İşlerini cincilerle yapanlar ve dünyasını büyülerle şekillendirenler cehennem ahalisidir. Cincilere ve büyücülere gidenler mutlaka Allah’ın azabından nasibini alacaktır.
• Cinler, insanın en yakınları için dahi çirkinliği fısıldar.
• Her şeyi iki göze benzetmek, çevrenizdeki ve baktığınız yerlerdeki şekilleri insan ve hayvan şekillerine benzetmek, gözlerinizi kapattığınızda birtakım şekiller görüyormuş hissi, çevrenizden karartıların geçtiği hissi tüm bunlar cinlerin etkisinde olduğunuza işarettir. Korkmayınız bunlar hemen hemen her insanda olmaktadır. Bunlar doğaldır çünkü biz cinlerle beraber yaşarız.

CİNLERE HÜKMETMEK MÜMKÜNMÜDÜR?

CİNLERE HÜKMETMEK MÜMKÜNMÜDÜR?------
Cinlerden insanlara asla dost olmaz. Cinler emir altına alınamaz. Her istenilen onlara yaptırılamaz.Cinlere bulaşan bir kişi tamamen cinlerin etkisi altında kalır. Düşünceleri de yönetimi de iradeleri de kullanılır. Cinler insanı kullanırlar, dilediklerini yaptırırlar. İnsanların yapısı gereği araç insan, şoför cinlerdir. Süleyman Peygamberin cinleri etkisi altına alması Süleyman Aleyhisselamın kendinden değildir. Süleyman Aleyhisselamın Allah’a sadık olması nedeniyle kurduğu düzendendir. Cinlerin boyun eğişi tamamen Allahtan kaynaklıdır. Allah’ın dilemesiyle cinlerden kurtulunur. Zaten besmele ‘şeytanların şerrinden sana sığınırım.’ kelimesinin sırrı buradandır.
İnsan cinlere asla hükmedemez Allah’a sığınıldığında Allah insanı korur ve cinler insana bir şey yapamaz. Cinler insana bir şey yapamadı mı ona boyun eğmeye başlar. Yani herşeyi Allah yapar. Allah’a sürekli sadık olmak, günahlardan geri durmak ve şeytanlarla mücadele etmek cinlere hükmetmenin tek yoludur. Yoksa onlarla irtibat kurmak, arkadaş olmaya çalışmak isteklerini yapmak tam tersi onlar tarafından kullanılmaya ve kötü sona işarettir. Bu nedenle medyumlar ve cinciler acınacak haldedirler.
Hz.Süleymanın yeryüzüne kurduğu düzen iyilik üzerindedir. Böyle bir düzenin insanlığa hakim olması cinler insanların egemenliği altında olmasına işaretti. Süleyman döneminde cinlerin yönetilmesi bunlardandır. İnanan cinler Süleymana tabi oldular. Çünkü Süleyman doğrucu, adil, barışçı ve adaletliydi. Yeryüzünde adil bir düzen kurdu. Bir kısım şeytanlar kötü düzenden beslendiklerinden güçsüz kaldılar ve Süleymanın düzeni altında azgınlık edemeyerek ona boyun eğdiler. Zaten kuranda Süleymanla ilgili; o başarılarında küfretmedi yani cinlerden yardım almadı denilmektedir.

CİNLERİN AİLE HAYATI VAR MIDIR?

CİNLERİN AİLE HAYATI VAR MIDIR?
Bizim bahsetmiş olduğumuz insanlarla iç içe yaşayan cinler aleminde evlilikler, aile hayatı ve sosyal faaliyetler vardır. Onlar da biz insanlar gibi yerler, içerler, evlenirler, çoğalırlar ve topluluk halinde yaşarlar.
Her nefis ölümü tadacağı gibi cinler de ölürler. Bu ilahi ve şaşmaz bir yasadır.
İNSANLAR CİNLERLE EVLENEBİLİR Mİ?
Benim 18 yıllık ilmi yaşantımda tanıdığım birçok insan cinlerle evli oldukları ve bu evlilikten çocukları olduğunu iddia ettiler. Bazı alimler bu evliliğin mümkün olduğunu söylerler, fakat caiz olmayan evliliktir derler. Ancak yaradılış farklılıkları nedeniyle bu tür evliliğin insanlar için uygun olmadığı da gerçektir.
Bana yıllar önce Bursa'dan iki kardeş geldi, cinler tarafından tacize uğradıklarını ve bir tanesinin eşinden ayrılıp kendisiyle evlenmesi gerektiğini söylüyormuş. Kadın bayağı sıkıntıya girmiş, iki yıl doktor doktor gezmişler. Cinlerle evlilik olayını yaşayan yüzlerce insanla karşılaştım, ama bu evlilik nasıl oluyor, bunu bilemiyorum. Yukarıda söylediğim gibi İslam'a göre bu evliliklerin caiz olmadığını biliyorum. Cinlerle evlilik yapan ya da evli olduklarını iddia eden bir sürü insan var, bunların çoğu aklı başında insanlar!
Yalnız şu kadarını söyleyeyim, hakikaten onların dişileri çok güzel oluyor. İslam'a aykırı olmasaydı ben bile düşünebilirdim bu tür bir evliliği. Çünkü onlardaki güzelliği şu yeryüzünde görmek mümkün değildir. Sakın böyle söylediğime bakıp da cin kızıyla ilişki kurma yolları aramayın. Cin padişahının kızıyla düşüp kalkmaktansa, vasat bir dünya kadınıyla meşru bir ilişki çok daha hayırlıdır.
İNSANA ZARAR VEREBİLİRLER Mİ?
İman etmeyen cinler insanlarla iç içe yaşadıklarından, birçok kimsenin ne durumunda olduklarını bilirler. Bu yüzden cinler kendi aralarında insanlarla ilgili konuşmalar yaparlar.
İnsanların manevi olarak hassaslaştığı, sıkıntılı olduğu dönemlerde, ekseriyetle kalplerine ve beyinlerine hükmederek bilhassa vesvese yoluyla sıkıntı verirler, yanlış yollara sevk etmek için yönlendirirler. İnsanların, imkanlarından uzak tutabilmek için ne geliyorsa yaparlar. Kimi insana vesveseyle, kimisine de görünmek suretiyle kendilerini hissettirirler.
Genel olarak yılan, akrep, kedi, köpek ve deve halinde görünürler. Cinler değişik şekil suretlere girebildiklerinden dolayı kimi zamanda herhangi bir insan suretiyle gözükebilirler. Cinlerin de neşelisi neşesizi var. Benim irtibatta olduğum cinler Müslüman cinlerdir. Umumiyetle mazbut, kendi hallerinde, zararsız bir şekilde hayat sürerler.
Müslüman cinlerin anlattıklarımın dışında bir hayatları yok. Sürekli yanlarında değilim. Davet ettiğim zaman gözümün önüne televizyon ekranı gibi geliyor. Bana da öyle her şeyi anlatmazlar.
Şeytani cinler insanlara musallat oldukları dönemlerde çoğu zaman geçmişi hatırlatırlar. Cinlerin musallat olması ise bu şekilde başlar.
Cinler genellikle rahatsız ettiği kişinin gözlerine birtakım hayali görüntüler verirler. Öte yandan şeytani cinler insanın herhangi bir uzvuna yerleşebilir, rahatsız edebilir, insanları dövebilirler. Şeytani cinler eşleri ayırabilirler.
Hasta olan kimsenin bir yerden şifa bulacağını anlattıklarından, o yere gitmesini engel olmaya çalışırlar. Şeytani cinlerin amacı, insanı safsatalara gark etmektir. Ölçüyü kaçırmaları için ne gerekiyorsa yaparlar.
Yani bir bakıma şeytani cinlerin gıdası, insanların akılca ve ruhça zayıf düşerek, kendi emirleri altına girmeleridir.
Zalim insanlarda olduğu gibi şeytani cinlerde de tahakküm hırsı, hükmetme ihtirası, insanlara egemen olma hastalığı mevcuttur.
CİN ÇIKARMA VAR MIDIR?
İnsanın içine giriyorsa, çıkar da. Ancak cinler her zaman kendi istekleriyle insanın içinden çıkamayabilirler. O zaman cinin çıkması için yapılması gereken şeyler vardır.
Cinlerin çıkarılması için de tecrübe, ilim gerekir.
Cin çıkarma Hıristiyanlıkta da Yahudilikte de var.
HİTLER BİR GÖVDEYDİ
Ben aslında Hitler gibi paranoyak liderlerin de cinlerin tasallutu altında girdiklerini düşünürüm. Zaten Hitler gerçekle ilgili olmayan birtakım fikirleri kafasından uydurduğu ancak, buna kendisinin de inanmadığı en yakın çevresindekiler da ifade etmişlerdir.
Onun kitleleri büyülediği anlarda bir bakın. Hitler en şaşaalı mitinglerini havanın kararmaya yüz tuttuğu saatlere denk getirmiştir. Dikkat edin bu saatler cinlerin de sahneye çıktığı saatlerdir. On binlerce insan, Hitler'in ağzından köpükler çıkararak yaptığı konuşmalar karşısında adeta büyülenmişlerdir. Hitlerin kullandığı simgeler de esrarengizlik içermektedir. Kanımca Hitler, cinlerin insanları birbirine düşürmek için kullandığı bir gövdeydi. Amaçlarına da ulaşmışlardı. Milyonlarca insan ölmüş, ardından da dünya bir şeytani düzene mahküm edilmiştir. Bundan iyi örnek olur mu? Hatırlatmakta fayda var. Cinler ikiye ayrılır. Bunların iman edeni de, iman etmeyeni de vardır. İyiyi kötüyü ayırma kabiliyetleri olduğu için sakaleyn denir.

Pisisik Yetenekler ve Otomatik Okuma

Pisisik Yetenekler ve Otomatik Okuma                                                                                                       Şuurumuzu şimdiki farkındalığımızın ötelerine genişletme gücü hepimizin içinde saklı olarak vardır. ‘Pisisik Okuma’nın en kısa tanımı da şuurumuzu şimdiki farkındalığımızın ötelerine genişletme gücü demektir. Bu yönümüze ya da bu yeteneğimize aslında “Psişik Yetenek” denir. Aslında herkesin psişik yeteneği vardır, fakat çok az sayıda insan bu yeteneklerini nasıl kullanacağını ya da nasıl kontrol edebileceğini bilir.
Pek çok insan gibi görme, işitme, tatma, koklama, dokunma gibi bilinen beş duyunun ötesindeki algılama, görme, duyma, sezme yeteneği gibi yetenekleri olan insanlarda vardır ve onlara yapılan tanım rahatlıkla “Psişik Okuma” yapan insanlar tanımı olabilir. Bazılarında çok küçük yaşlardan itibaren ortaya çıkarlar baziarında ise zaman içinde tek tek ya da hepsi bir arada belirmeye başlayabilirler. Yağmura hazırlıksız yakalananlar gibi el çantanızda minik bir şemsiyeniz ya da yağmurluğunuz yoksa bir anda sırılsıklam olabilir ve karşılaştığınız şeyden ilk anda hiç hoşlanmayabilirsiniz. Ama bu yetenekler yağmurun yağması ya da güneşin doğması gibi doğal olaylardır.
Pisisik yeteneklerinizi eğitmek ve geliştirmek istiyorsanız öncelikle daha önce yapamadığınız için belli bir şeyi yapamayacağınızı söylemekten kaçınmalısınız. Eğer bir şeyi denememişsek ve o şey olmamışsa, bu o işi yapamayacağımız anlamına gelmez; sadece biraz daha çalışmaya gerek olduğu anlamına gelir. Kazanmak istediğimiz beceride ustalık kazanmış birini gözlemlemek, fevkalade bir öğrenme yoludur. İç benliğin doğasında olan taklit etme becerisi, becerileri geliştirmede kullanılabilir. Diğer iki yol ise öğrenme yani o konu hakkında okuma ve bilgilenme ve denemeden geçer.
Hepimiz Psişik Yeteneğe Sahibiz ..
1- Telekinezi: Cisimlerin düşünce gücü ile hareket ettirilmesi.
Bununla neler yapabilirsiniz?
Kapıları kilitleyebilir kilitleri ellemeden açabilir, pencereleri açıp kapatabilir, camı eritebilir, ağır-hafif cisimleri oynatabilir...
2- Biyokinezi: İnsanın psişik yöntemlerle kendi vücudunu evirmesi DNA'ları üzerinde değişiklik yapması.(Bunu yapabilmek için insan beyninin biraz daha fazlasını kullanması gerekiyor. Bu yetenekle ilgili kanıtlar geçmişten günümüze kadar kendini göstermektedir)
Bununla neler yapabilirsiniz?
Göz renginizi değiştirebilir, yüksek süratle koşabilir, reflekslerinizi hızlandırabilir, eski hücreleri yenileyebilir, kaslarınızı geliştirebilir, vücudunuzdaki kalıcı hasarlardan kurtulabilirsiniz...
3- Sonokinezi: Beyin gücüyle ses dalgaları oluşturma-kontrol etme
Bununla neler yapabilirsiniz?
Ses dalgaları psi ball içine ses topları ve sesin etkileri: camların çatlaması, kulak zarlarının tahrişi gibi.
4- Nekrokinezi: Canlı varlıkları öldürme. Ölü varlıkları hareketlendirme.
(antik mısır, antik yunan zamanlarında bunun kanıtları yazılı şekilde kitabelerde geçmektedir.)
Bununla neler yapabilirsiniz?
Öncelikle öldüreceğiniz canlı hakkında anatomik bilgiye sahip olmanız lazım. Ondan sonra kurbağa, insan vb. canlıları öldürebilirsiniz ve ölüleri de hareketlendirebilirsiniz.
5- Pyrokinezi: Beyin gücüyle ateşe hükmetme
(Bu teknik günümüzde de işlem görmektedir)
Bununla neler yapabilirsiniz?
Küçük-büyük ateşleri kontrol edebilirsiniz, yakıp söndürebilirsiniz.
6- Hidrokinezi: Beyin gücüyle sıvı haldeki maddelere hükmetme.
Bununla neler yapabilirsiniz?
Sıvı maddeler; dalgalar oluşturabilir, akımlar ve hatta girdaplar oluşturabilirsiniz ve dolaylı olarak bunların etkilerine de neden olursunuz.
7- Termokinezi: Bir cismi-maddeyi ısıtabilirsiniz.
Bununla neler yapabilirsiniz?
Maddelerde hal değişimlerine yol açabilirsiniz. Havayı ısıtıp konveksiyonel hava akımlarına neden olabilirsiniz kalorifer gibi.Ya da yüksek meditasyon teknikleriyle termokinezi kullanarak maddeleri ısıtıp onlara şekil verebilirsiniz
7- Psikokinezi: Zihnin maddeye hükmetmesidir. İnsanlarda az bulunur.
Bununla neler yapabilirsiniz?
Psikokinezi'yi araştırmanızı öneririm. Geniş ve kapsamlı bir konudur.. Maddeye istediğinizi yapabilme özelliğidir...
8- Chronokinezi: Zamanı belli bir ölçüde yavaşlatıp hızlandırabilirsiniz.
Bununla neler yapabilirsiniz?
Bu konuda geniş bir konu aslında.. Ve ister istemez insanlar bu yeteneğini ortaya çıkartıyorlar ama farkına varamıyorlar.
Örnek olarak; 24 saat uykusuz kaldığınız süre içerisinde bedeniniz kendini yenileme isteğine girer ve zihniniz normalinden daha fazla çalışmaya başlar... Siz hiçbirşey düşünemeyip yorgun olduğunuzu düşünürsünüz ama zihniniz fazlasıyla çalıştığı için siz bunu anlayamazsınız.. Mikro uyku moduna geçersiniz ve bu sırada gözleriniz açık olduğu için etrafınızda herşeyin hızlı hareket ettiğini görürsünüz.. Bu aslında sizin gizli yeteneğinizin ortaya çıkmasıdır... Herşeyin zamanın hızlı hareket ettiğini görür hatta 1-2 saniyelik daha ilerisini görürsünüz.. bu da zamanı hızlandırma şeklidir...

CİN ÇAĞIRMAK İSTEYENLERİN BAŞLARINA GELEN OLAYLAR!

CİN ÇAĞIRMAK İSTEYENLERİN BAŞLARINA GELEN OLAYLAR!                                              Bu işin üstadlarından Salih Memişoğlu Hoca, insanların cinlere olan merakının ve irtibat kurmak için sarfedilen çabaların kötü sonuçlar meydana getirdiğini bazı örnekleri ile anlatıyor ve ekliyor:
“İlla ki üstadı lazım.”
Bu konuda görüştüğüm bir kişinin bana söylediği:
“Hocam, bir sabah odada buhur yapılır ve orda 1500 sefer Ya Allah ya Fettah ya Huddam ……. Vs. bir zatla görüşüp irtibat kurulurmuş” ve adam aynısını uygulamış. Adamın söylediği:
“Hocam kapının arasından ağzından salya akan siyah bir kurt köpeği gördüm ve benimle konuşmaya başladı
”Ne istiyorsun söyle” dedi.
Ama benim ağzım dilim tutuldu ve konuşamadım, elim ayağım uyuştu. Ve o köpeğin benim üzerime bevlettiğini gördüm. Kendime geldiğimde altımı ıslattığımı gördüm..”
O şahıs o eve bir daha giremiyor ve hala psikiyatri tedavisine devam ediyor. Yani söylediğim gibi üstadı ve ustası olmadan olmaz.
Bir zatla görüşmemde de bir olayı anlattı ve dinledim.
Bir kişinin cinler davetiyesi diye yazdığı bir kitaptan vefk yapıp davetiye kurmaya çalışırken, bir defne yaprağı üzerine asır suresi okunacak ve suya konulacak, sabah ezanından sonra gün ağarırken içilip karanlık bir odada iki rekât namaz kılınıp vefk üzerine ebcet hesabı yaparak cin davetiyesi yapmış ve bu işe 7 gün boyunca devam etmiş. Adamın söylediğini aynen aktarıyorum:
“Hocam, 7. günün başında fesi ve şalvarı olan bir adam geldi yalnız ayakları ters ve odanın içinin birden aydınlandığını gördüm, bana:
“İşte geldim, buyur.” Dedi. Ben de:
“Bu işe merak ettiğim için yaptım ama adınız ne?” diye sordum. BANA:
“Sildovyenna” dedi.(isminden kâfir olduğu belli)
“Müslüman mısın?” dedim.
”Senin kadar” dedi.
”Dediklerimi yaparsan sesinle devamlı görüşürüz” dedi. Onların ne olduğunu sorduğumda:
”Her gün namazını eksik kılacaksın, eşinden ayrılacaksın ve dediklerimi insanlara karşı uygulayacaksın.” Dedi. Ben ”bu Allah’a karşı yanlış olur, yapamam.’ dedim. Gelen kişi bana:
”Zaten 7 gün kıldığın 2 rekât namazı Allah için değil benim için kıldın o zaman Allah aklına gelmedi dedi, üzerime kustu ve gitti. Hala etkisinden kurtulamadım ve elbiselerim onun kustuğu salya ile kokuyor. Belli ki gelen kâfir cin idi.”
Günümüzde insanoğlu ne kadar uğraşırsa uğraşsın Allah dilerse olur ve bunun için sadece okumak ve araştırmak ta yetmez.
Bir gün Trabzon’da bir medyum, bir hasta üzerinden cinleri çıkartacağını söyledi. Kişi transa girdi. Hastaya bayıltın komutu verir vermez hasta bayıldı ve ortalık birden bire değişti. Hasta kasıldı, ağlamaya başladı ve ağzından erkeksi bir ses çıkarmaya başladı. Olayı canlı seyrettim. O ses ona:
”Hey kişi sen beni ve iki arkadaşımı aldın ve yaktın ama senin karın hamile, şimdi benim padişahım gidip senin karının karnındaki çocuğu boğdu haberin yok” dedi ve gülerek kaçtığını gördüm.
Hemen evine telefon etti. Karısının bayıldığını ve hastaneye kaldırıldığını, 4 aylık çocuğunun düştüğünü öğrendik.
Evet, çok dikkatli ve bilmediğimiz işlerle uğraşmamız lazım. Şimdi dersiniz ”yahu bunların faydalı olanı yok mu?”
Var, var ama dediğim gibi Allah yardımcı olacak, birde niyetler halis olacak yani cinlerle görüşmenin her yönden hem iyiliği hem tehlikesi vardır. Bilinçsizce yapıldığı takdirde tehlikesi daha büyüktür..

CİNLERİN YAŞANTILARI ve AİLE HAYATLARI

CİNLERİN YAŞANTILARI ve AİLE HAYATLARI                                                                              Cinlerde evlenirler çocuk sahibi olurlar. Cinlerin nüfusu insanlardan 10 kat daha fazladır. Büyük bir kısmı dağ eteklerinde, su kenarlarında, dağlarda, çöllerde veya insanların ulaşmakta zorluk çekeceği yerler ile insanların girmeyeceği pis yerlerde, mezarlık kenarlarında ve içlerinde, bahçesinde incir veya nar ağacı bulunan evlerde yaşarlar. Bir kısmı da insanların evinde yaşar insanlarla aynı evi paylaşır. Evlerde yaşayan cinler genelde çatı katını tercih ederler.
Pis, Kuran okunmayan kedi köpek gibi hayvanların beslendiği evleri tercih ederler, evde yaşayanlar genelde zararsız cinlerdir. Burada bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Müslüman cinler kedi köpek gibi hayvanların beslenmediği temiz ve Kuran okunan evleri tercih ederler. Ayrıca yeri gelmişken değinmekte fayda var evlerde bulunan resim, heykel ve tablolar cinlerin saklanması için idealdir, cinler bunların üzerine yuvalanırlar, Cinler konusunda rahatsız olanlar evlerinde resim, biblo, heykel ve tablo bulundurmamalıdır.

Cinleri Tanıma Yolları

Cinleri Tanıma Yolları                                                                                                                             "CİNLER"in çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik edenlerin asla gözünden kaçmaz.
1.CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
2.CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
3.CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
4.CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede edebiliriz.
Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım:
1-CİNLERDE mantıksal bütünlük yoktur
Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer. Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; "biz sizi düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri koyuyoruz.’’
Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de "zekâ"ca güçlü olmalarına karşılık "akıl" yönünden bir hayli ölçülü yapıya sahip olmalarıdır. Pratik "zekâ" ile o an için o konuya bir çözüm getirebilirler, ancak "akıl" son derece sınırlı olduğu için, o anda buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki oluşturacaktır.
2-CİNLERDE büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük, gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda.
Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak - bullak edip, çaresiz hâle getirme çabaları içindedirler.
CİNLER, kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak için de insanlarla aralarına mertebe koyarlar.
CİNLERİN, kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü ne demiştir, hiç haberleri yoktur. Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca, hâliyle inanmaktadırlar... Üstelik...
CİNLER, bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı - uzay gemili rüyalar veya uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır.
CİNLERİN insanları kandırmada önemli bir taktiği de, ayrıca şu olmaktadır:
Her medyum topluluğu, hangi inançlarla bezenmiş ise, onlara kendi inançları doğrultusunda tebliğ verilmekte, sanki onlardanmış gibi kendilerini kabûl ettirmektedirler.
Meselâ dini ciddiye almayanlara, aynı şekilde; dinle ilgilenene aynı şekilde; tasavvufa meyli olana bir tasavvuf önderinin ismini kullanarak gibi.
3-CİNLERDE kendilerini kontrol mekanizması çok zayıftır.
Bu sebepten ayarları çok kolaylıkla kayar ve konuşmalarında haddi aşarlar. Buna şayet tâbiri caiz ise "reostaları bozuktur" da denilebilir.
Bazen Yaradanı yaradan, yüce güçler olurlar; bazen, ALLAH`ı bedenleyip insanların arasına yollarlar; bazen evrenlerden büyük, yüce varlıklar olurlar; bazen de Rabbin itaatkâr kulları olarak, insanları dinden ve Allah Rasûlü’nden uzaklaştırıp kurtarmak{!} için ellerinden geleni esirgemezler.
4-CİNLER`DE sürekli tekrarlar mevcuttur.
İnsanlara sürekli tebliğler vererek, onlara kendilerinin üstünlüğünü kabûl ettirmeye çalışan CİNLER`de mevcut bulunan bir özellik de belirli kelimeleri sürekli tekrar eden cümleler kurmalarıdır.
Böylece:
1-İletişim kurulan medyumun, bu tekrarlarla sanki tesbih çeker gibi beyninde bir açıklık oluşturularak, kendilerine daha fazla bağlanılmasını temin ederler.
2-Zaman zaman düşülen fikir tıkanıklıklarında, cümle tekrarları ile zaman kazanırlar.

RUH VE CİN ÇAĞIRMA GERÇEKMİDİR?

RUH VE CİN ÇAĞIRMA GERÇEKMİDİR?                                                                                           Ruh çağırma adı verilen olaylar gerçek değildir. Cinler insanlarla iletişim kurabilirler ancak ruh çağırma diye bir şey yoktur. Allah’ın lütfundan faydalanan bazı ruhlar özellikle Perşembe geceleri dünya elemine gelip yakınlarını görebilirler ancak Allah’ın kalp gözünü açtığı insanlar hariç kesinlikle hiçbir insanla iletişim kuramazlar. İnsanların ruh çağırma diye yaptıkları olaylarda gelen varlık cindir. Cinler uzun ömürleri (yaklaşık 1000 sene) olduğu için ruhu çağrılan insanı tanımakta onun özelliklerini bilmektedir. Cahil insanların giriştiği ruh çağırma anında gelip o insanlara ölen kişi ile ilgili bilgiler vermekte ve cahil insanları kandırmaktadır. İnsanların aldıkları bilgiler ile ölen kişiyle iletişim kurduklarını sanmalarına neden olmaktadır ve böylelikle o insanları kandırarak kendisine tabi kılar ve küfre sürükler.
Günümüzde ruh çağırma ile ilgili birçok olay kayıtlara geçmiştir. Anlatılan olayların bütünü ele alındığında ruh çağırdığını iddia eden medyumlar ve bazı zatların anlattıklarının yalan olduğu ortaya çıkmaktadır. Çağrılan ruh ve anlattığı bilgiler paraleldir. Genellikle ünlü kişilerin ruhları çağrılmaktadır ve gelen varlık o kişiye ait birçok bilgiyi ayini düzenleyenlere iletmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda gelen varlığın ruh olduğuna inanılır ve bu ayinler devam ettirilir. Hatta ülkemizde bu konuda celse kayıtları tutularak bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Bir çok ruh ile temas edilmiş ve bilgiler toplanmıştır. Ancak ben hepsinin yalan olduğuna inanıyorum çünkü gelen varlık ruh değil cindir ve cin çağrılan ruh ile ilgili birçok bilgiyi bildiği için ayine katılanları çok rahat kandırmaktadır.
Bu tür ruh çağırma seansları sonrasında birçok insan manevi hastalık sahibi olmuştur çünkü davete icabet eden cin oradan ve kişilerden ayrılmak istemez. Bu gibi durumlar bilmeyerek cin daveti olur ve çağıranlara büyük sıkıntılar verir. Kesinlikle yapılmasını tavsiye etmiyorum.
İşin bir başka boyutu da günümüzde “fincan” ile ruh çağırmadır, 7 den 70 e bir çok kişi bununla uğraşmaktadır. Bir çok denemede başarılı sonuç alınmıştır bir varlık gelmiştir ancak yukarıda bahsettiğim gibi gelen varlık cindir. Ruhani alem bir fincan yardımı ile ulaşılabilecek kadar kalitesiz değildir. Bu konuda herkesin dikkatli olmasını tavsiye ediyorum. Bir fincan yardımı ve bazı tebliğler ile ruh çağırma ayinleri tehlikeli ve boştur. İşin tehlikesi gelen varlığın musallat olması ile sonuçlanabilir. Önce masumane heyecan ile başlayan bu ayinler ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir bunlara çok dikkat edilmelidir.
İstisna durumlar söz konusu olabilir. Allah’ın izni ile bazı ruhlar dünyada yaşayanlar ile rüya ve zikir vasıtasıyla iletişim kurabilir. Bu gibi durumlar kesinlikle paylaşılmaz ve bilinmez. Bu istisnalara erişmek kesinlikle bir fincan yardımıyla olmayacaktır.
Cin çağırma denilen olay ise gerçektir. Özellikle “Hüddam” denilen ilim sayesinde cinlerle iletişim kurulup cinler hizmet için kullanılabilirler. Ancak bu yolda çok meşakkatlidir. Kesinlikle kolay değildir. Ben denenmesini ve uğraşılmasını kesinlikle tavsiye etmiyorum ve uğraşmıyorum. Cinler konusunda yaptığım araştırmamın yegane sebebi onların varlığı ve bilinmeyenlerini Kuran-ı Kerim ve bilim ile açığa çıkartmak içindir. Onlarla iletişim kurmanın hiçbir yolunu paylaşmayı uygun bulmuyorum.
Değinmek istediğim özel bir husus var. Her insan cinlerle irtibat kuramaz. Bazı kişiler istemeseler de cinlerle irtibat halindedir. Çünkü onların iletişim kanalları diğer insanlara göre daha açıktır. Bazı kişiler ise ne kadar isterlerse istesinler iletişim kuramazlar çünkü cinler alemine geçit yapamazlar. Cinlerle yapılan bağlantı insanın cin alemine geçmesi veya cinin insan alemine gelmesi ile olur. Her insan cin alemine geçecek kadar dirayetli değildir. Çoğu olayda cinler insan alemine geçmiş ve temessül veya bizzat gözükerek iletişim kurmuşlardır. Çoğu olayda temessül ederek yani bir insanın bedenine girerek o insanın ağzından konuşup iletişim kurmuşlardır.
Cin çağırmak dinen caiz değildir. Her yaratılan kendi aleminde yükümlüdür. Allah isteseydi arada perde bırakmaz insanlar ve cinleri tek bir alemde yaşatabilirdi. Cin çağırmak cinleri de rahatsız eder. Bazı cinler bu tür ayinlere severek gelirler çünkü insanları kandırmak onların hoşuna gider. Bu tür cinler genelde Şeytan cinlerdir. Ancak Müslüman olan cinler mecbur kaldıkların da bu tür davetlere icabet ederler veya kendilerini çağıran kişinin takva derecesine bakarlar. Cin çağırma olaylarında genelde art niyetli ve Müslüman olmayan cinler gelirler. Bu tür cinler insanlar tarafından rahatsız edildiklerini düşünüp zarar vermek isterler. İnsanlar davet etti biz gittik diye düşünürler. Cin çağırma olaylarında lambaların sönmesi, garip sesler duyulması ve benzerleri onların insanları korkutma yöntemleridir.
Ben cin çağırma olayının ve cinleri kullanma becerisinin iyiye kullanıldığında muhteşem sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Günümüzde birçok ülke gizliden bu konular üzerinde çalışmaktadır. Ancak ülkemizde henüz bilinen çalışma sayısı çok azdır. İnşallah en kısa zamanda ülkemizde de bu konuların üstüne düşecek bilim adamlarımız yetişecektir ve geleceğin bilim dalı olan bu konular üzerinde çalışmalar yapılacaktır

Büyücü ve Şeytan İlişkisi

Büyücü ve Şeytan İlişkisi
Büyücüler eşlerin arasını bozmak, ehli kuvvetlerini sarsmak, güçten düşmelerini sağlamak veya dalgın hale getirmek, erkekle kadını bağlamak veya ayırmak, yangınlar çıkarmak, ticareti bozmak, ürünlere zarar vermek, hayvanları telef etmek, alışverişlerin zararla sonuçlanmasını sağlamak gibi yıkıcı ve fesat çıkarıcı islerle uğraşırlar. Şeytanin hizmetinde çalışan erkek ve kadın büyücüler, hizmet sürelerine ve liyakatlerine göre iblis devletinde belli bir makam ve dereceye sahip olurlar. Kendilerinden bile olsa hiç kimseye inanıp güvenmezler. Büyücü, amacına ulaşabilmek için şirk içeren birtakım Ayinlerde bulunarak cinden yapılmasını arzu ettiği şeyi talep eder. Bu herhangi bir insana eziyet edilmesi olabilir. Cini, bu amaçla o kimseye giderek onun bedenine nüfuz eder ve acı vermeye ve büyücünün onunla ile ilgili isteklerini gerçekleştirmeye başlar. Bu nedenledir ki, Allah’ın izni ile bu cini bedenden kovulduğu takdirde büyü de O'nun izniyle geçersiz olacaktır. Büyücü, harcadığı onca çabaya, şeytani talimatları yerine getirme konusunda gösterdiği özveri ve fedakarlığa, şeytani memnun etmek islediği suç, cinayet ve günahlara canını, malını ve sahip olduğu her şeyi karşılık beklemeden şeytana satmasına rağmen tüm bu caba ve özverisinin karşılığı kesinlikle bununla orantılı olmaz. Çünkü büyücünün yaptığı büyüler kesinlikle süreli olmaz. Bu süre içinde bozulup etkisini yitirir. Büyüler arasında kısa süreli, 3 gün sureli, haftalar, aylar hatta yıllar boyunca etkili olanları vardır. Bu süre tamamen büyü yapan ve ona yardım eden şeytan yoldaşının konum ve gücüne bağlıdır. Tabii büyüde kullanılan malzemelerin de bunda etkisi olur. Bazı büyücüler uyuşturucu, aklı baştan giderici ve sarhoş edici maddeler kullanarak büyü yaparlar. Örneğin bazı hayvanların beyinleri bu maddelerden biri olup ondan yiyen kimsenin aklında uyuşma ve zekasında gerileme olur.
ŞEYTANIN TUZAĞI NEDİR? Yaptığı büyünün uzun süreli olmasını isteyen büyücü onu tekrar etmelidir. Aslında bu da şeytanin bir tuzağıdır. Şeytan bu tuzak sayesinde büyücünün sürekli kendi peşinden koşmasını ve yardım dilenmesini sağlar. Nitekim büyücünün başarıya ulaşabilmesi için omur boyu şeytanın yardim ve desteğine ihtiyacı vardır. Karşılığında hiçbir şey istemeksizin ona gönüllü olarak köle olmayı kabul etmiştir. Şeytan, sözlerini tutmaya yetkin bir varlık değildir. Çünkü o aldatıcı, iki yüzlü, yalancı ve sahtekardır. Kurnazlık, ihanet ve kötü niyetlerin somutlaştığı bir varlıktır. Hiçbir zaman bununla yetinmez. Büyücüyle sözleşme yaparak canını ve malını yaşarken ve ölümünden sonra şeytana verdiğini ikrar ettirir. Ölümünden sonra sahip olduğu varlık şeytanın kontrolüne geçer. Eğer büyücünün eşi ve çocukları varsa onların başına inanılmaz olaylar ve hastalıklar gelir ve miras kalan mal varlığı tamamen tükenip gider. Eğer bekar ise şeytan onun malını içki ve kumarla tüketecek birini bulur ve mirasın yok olup gitmesini sağlar. Tarihte yaptığı büyülerle servet sahibi olmuş hiçbir büyücü görülmemiştir. Aksine yoksul, hasta ve kederler içinde ölmüşlerdir.
Sihir yapabilmek için habis bir nefis sahibi olmak gerekir. Çünkü şeytandan yardım alabilmek ve onunla münasebet kurmak için habis olmak başka bir deyişle şeytanlaşmış olmak gerekir. Evvela sihirbazın şeytan ile arkadaş olması için bazı şirk'i ve küfrü gerektiren hallerde bulunması lazım ki şeytan ona yardım etsin. Sihirbaz müşrik veya kafir olduğu zaman, şeytan onu sever beğenir, ve ona hizmet eder. Şu gerçek bilinsin ki şeytan bir sihirbaz, kafir veya müşrik olmadan veya büyük bir günah işlemeden ona yardım etmez. (Mahremi ile zina gibi v.s.) Sihirbaz küfre düştüğü zaman şeytan onu seviyor ve ona hizmet ediyor. Geçmiş bazı olaylardan haber veriyor. Bazı harikulade görülmemiş işlerin olmasına sebep oluyor, iki kişinin arasının açılmasına, veya birbirlerini şiddetli bir şekilde sevmeye veya karı kocanın birbirleri ile beraber olmalarına mani olmağa... v.b. şeyler yapmaya başlıyor. Gittikçe küfür bataklığına düşüyor. Bu haller ona zevk veriyor. Artık iman etmesi veya tevbe etmesi zorlaşıyor. Çoğu da bu hal üzere kafir olarak ölüyor. ALLAH'a sığınırız.
insanın tabiatı bozulup haramdan lezzet almağa başlayınca şeytanla irtibat kurmanın yollarını arıyor. Eğer tam küfür bataklığına düşmemiş ise cinlerden arkadaş edinip onları bazı hizmetlerde kullanacağını zannediyor. Sonunda şu yollardan birisi ile şeytanla oluyor. Fakat bu hal onun imansızlığına sebep oluyor. Bu tür insanlar dünyanın en sefil en huzursuz en rezil insanlarıdır, rahat uyku uyuyamaz, sıkıntıdan kurtulamazlar. Üstelik evlatları ve ailesi de devamlı rahatsızlık içindedirler. Sihirbazlar arasında şeytanla irtibat şu yollardan biri ile oluyor ki bunların hepsinde de sihirbaz açık bir küfre düşüyor, insanlar bu tür sihirbaz ile Kur'an ehlini birbirinden ayırt edemiyor.

LETAİF NEDİR?

LETAİF NEDİR?                                                                                                                                   Ruh bedeni baştan aşağı kaplar. Ruhun bazı manevi organları vardır. Bunlar bedende bazı yerlerde bulunurlar. Yerleri sabittir. Bunlara letaif noktaları denir. Yani letaifler ruhun manevi organlarıdır. Bunlar da bedende bazı yerlerde bulunur.
Letaifler nelerdir, ne işe yararlar? Tasavvufta başlıca letaif noktaları şunlardır: Kalp, ruh, sır, hafi, ahfa. Ayrıca iki kaş arasında bulunan nefis, kafanın üst kısmında bulunan letaif-i küll.
Kalp sol memenin dört parmak kadar altında, ruh (Bu, terminolojide bildiğimiz ruhtan farklıdır, sadece aralarında isim benzerliği vardır. Bu, ruhun manevi bir organıdır. Kendisi değildir.) sağ memenin dört parmak kadar altında, sır sol memenin iki parmak kadar üstünde, hafi sağ memenin iki parmak kadar üstünde, ahfa boğazın altındaki çukurundan iki parmak kadar aşağıda bulunur.
Kalp letaifi, bildiğimiz kalple alakalı değildir. Bildiğimiz kalbin altında asıl manevi kalp bulunur. Kalp, letaiflerin birinci basamağıdır. Nurunun rengi kırmızıdır. İlahi huzur yeridir.
Ruh, genel anlamı ile bildiğimiz ruh değildir. Buradaki ruh letaifi, genel anlamı ile bildiğimiz ruhun sadece manevi bir organıdır. Yani onun bir latifesidir. Bütün letaifler genel anlamı ile bildiğimiz ruhu meydana getirirler. Burada manevi bir organ ve bir letaif olan ruh, ilahi muhabbet ve sevgi merkezidir. Nuru sarıdır.
Sır ilahi vahdet (birlik) merkezidir. Nurunun rengi beyazdır.
Hafi ilahi istiğrak (boğulma, gark olma) merkezidir. Nurunun rengi yeşildir.
Ahfa ilahi izmihlal (yok olma, kaybolma) merkezidir. Nurunun rengi siyahtır.
Zikir ve rabıta ile bu letaif noktaları çalışmaya başladığında iman konusundaki işlevleri de kendisini göstermeye, taklidi iman yavaş yavaş tahkiki seviyeye ulaşmaya başlar. İman edilecek şeyler bellidir. Sınırlıdır. Ama onlara iman etme gücü ve niteliği değişebilir. İşte bu noktada letaiflerin çalışması ve yükselmesi belirleyici bir rol oynamaktadır.
Kişi kalp letaifi ile Allah’ın huzurunda olma duygusu ile ibadet edebilmekte, ruh letaifi ile O’na karşı muhabbet duymakta, sır letaifi ile bu muhabbet derinleşip başka şeylere olan bağlılıklardan azade kılınmakta, tek bir Allah’a yönelinmekte, hafi letaifinde bu ilahi muhabbet kişinin bütün varlığını kaplamakta, adeta kara sevdaya dönüşmekte, ahfa letaifinde ise ilahi aşk tamamen karşılıksız, nefsin hiç bir hazzı düşünülmeksizin ve pay almaksızın gerçekleşmektedir.
Şayet bir kişi letaiflerini yukarıda ifade ettiğimiz ilahi aşk yolunda kullanmazsa büyük bir sapkınlığa düşebilir. Zira letaiflerde ilahi bir güç ve cezbe vardır. Nereye yönlendirilirse oraya doğru akarlar. Örneğin bir insan parayı hayatında temel alır, bütün ruhsal gücüyle ona yönelirse, letaifleri de ona göre çalışmaya başlar, paraya büyük bir değer verirler. Kalbi daima paranın huzurunda yer alır. Ruhu bütün muhabbetini ona verir. Sırrı tek gerçek olarak parayı görür. Hafi letaifi paranın aşkına gark olur. Ahfa letaifi ile kişi para için her şeyini feda edebilir. Böyle birisi artık parayı ilah yerine koymuştur ve ona tapmak afatına düşmüştür. Böyle birisine nasihat da kar etmez. Hidayetin ulaşması ise çok zordur. Bütün diğer putlar da böyledir.
Şöyle bir çevrenize baktığınızda insanların letaiflerini nasıl değişik putların hizmetinde kullandıklarını görürsünüz.
İnsanların büyük kısmının günahlara tövbe etmesinde ve hak yola girmesinde engel olan en etkili şeyin karşı cinse karşı olan gayr-i meşru arzu, zina isteği olduğu kolaylıkla müşahede edilebilir. Zina yapmak isteği manevi hayatta çok büyük tahribatlar yapar. Letaifleri adeta dumura uğratır. Şayet bu ilgi ve arzu sır letaifine kadar ulaşırsa kişinin hidayete ulaşmasını daha çok zorlaştırabilir. Beri yanda bu vaziyet dinde, imani konularda şüphe ve inkâr oluşturmaya da başlar.
Mecazi aşk da letaifler ile oluşmaktadır. Eskilerin kara sevda diye adlandırdıkları mecazi aşk çeşidi, bütün letaiflerin karşı cinse yönelmesi ile meydana gelmektedir. Tasavvuf ehli kişiler bu çeşit aşkı ilahi aşka bir köprü olarak değerlendirip ona pek hor nazarla bakmamışlardır. Çünkü insanda yüce Allah’ın (c.c.) pek çok sıfatı ve güzel ismi tecelli etmektedir. Nihayetinde bu çeşit bir aşk her an ilahi aşka dönüşebilir. Elbette yarı yolda kalanlar da bulunabilir. Bu da acınacak bir vaziyettir.
-Letaiflerin nurları hakkında kaynak kitaplar neden çelişkili bilgiler vermektedir? İlahi nurları görme nimetini yüce Allah, sadatların himmeti ile bize nasip etmeden önce bu konu kafama çok takılıyordu: Allah dostları bu ilahi nurları istedikleri zaman görebildikleri halde niçin bu konuda çelişkili bilgiler vermekte idiler? Bu soruyu kendime çok soruyordum. Örneğin biri hafinin nuruna ‘yeşil’ derken diğeri niçin ‘siyah’ olarak adlandırmaktaydı? Doğrusu hangisiydi? Daha sonra kendi tecrübemle anladım ki, bu nurlar her bir letaif yerinde toplu olarak görülmektedir. Yani kişi eline tespih alıp bir letaif noktasında zikretmeye başladığında değişik renklerdeki nurların hepsi orada cevelan etmeye başlamakta, birbiri içerisinde dönmektedirler. Dolayısıyla bu durumda ilgili letaif noktasının nuru tam olarak tespit edilememekte, bu konuda farklı yaklaşımlar olabilmektedir.
Ben yukarıda letaif noktalarındaki nurlar üzerine doğru bilgileri verdiğime inanmaktayım. Zira kendime göre uyguladığım bir takım özel tekniklerle bunun sağlamasını çok kez yaptım. Tabii doğrusunu ancak yüce Allah (c.c.) bilir.
-Letaiflerin en temel işlevi ve görevi nedir? Yüce Allah (c.c.), Kuran-ı Kerim’de Hz. Âdem’i (a.s) yarattıktan sonra ona ruhundan üflediğini belirtmektedir (bk. Secde suresi,9). Yani letaifler ruhun manevi organları olduğuna göre çok büyük birer emanettir. Allah’tan insana verilmişlerdir. Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle bu emanet yerlere, dağlara, göklere tevdi edilmiş, fakat onlar kabul etmemişlerdir. İnsanoğlu cahilliği ve zalimliği nedeni ile bu emaneti kabul etmiştir (bk. Ahzab suresi, 72).
Letaiflerin temel işlevi, bu yaratılış gerçeğinde gizlidir ve insanı Allah’a ulaştırmaktır. İnsan bu dünyada hiçbir surette Allah’ı göremez. Bunu büyük evliyalar, hususiyle İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s) Mektubat’ında defalarca kez beyan etmişlerdir. Müşahade, Allah’ın cemalini seyretme ahrette gerçekleşecektir. Yalnız imanı geliştirme, tahkiki seviyeye ulaştırma yolu ile bazı ilahi tecellilere insan ulaşabilir. Fakat bunlar hiç bir suretle Allah değildirler. Zat tecellisi sırasında görülenler de bu cümledendir.
Letaifler Allah’a iman etmek için yaratılmışlardır. Temel vazifeleri budur. İmana hizmet etmektir. Taklidi imanı tahkiki seviyeye yükseltmektir.
Günahlar neticesinde bu vazifelerinde bazı aksaklıklar yaşanabilir. Günahlar letaifleri asli vazifelerinden uzaklaştırabilirler. Onları başka mecralara sokabilirler.
Letaiflerin asli vazifelerinden başka yollara sapması, insanı büyük buhranlara, sapkınlıklara, imansızlığa, küfre sokar.
Letaifler İslami bir yaşantıyla, zikir ve rabıta ile uyarıldıklarında asli vazifelerine dönerler. Asıl yerleri olan emir âlemine doğru yükselirler. Bu yükselme çok korkunç bir hızla gerçekleşmektedir. Tabii bu yükselmeyi yanlış anlamamak gerekir. Bu, bir el lambasındaki ışık huzmesinin hareketi gibidir. Yani letaifler, içindeki nurları ile emir âlemine doğru bir yolculuğa çıkarlar. İnsandan kopmazlar. Ama insanlar bunun farkında pek olamazlar.
‘Testi içindekini sızdırır.’ diye çok güzel bir atasözümüz vardır. Yani bir kişinin letaifleri yükseliyorsa bu az çok yüzüne, ellerine akseder. Bu organları nurlanır. Yüzdeki nurun temel nedeni budur. İslami bir yaşantıdan uzak kimselerin yüzlerinde görülen aydınlık ve parlaklık da bundandır. Onların da bazı iyi niyetleri, iyilikleri ruhlarında böyle olumlu bir durum arz eder. Fakat tavşanın koşması ile kaplumbağanın yürümesi birbiriyle karşılaştırılamaz bile. Kaldı ki letaiflerin belli bir hızla da olsa yükselmesi o kişinin Allah’ın azabından emin olması, cehennemden kurtulması anlamına gelmez. Elbette letaifleri yükselen insan bir şeyler kazanıyordur ama bir de bu işin harcamaları vardır. İnsanın kazandığının harcamalarına yetip yetmeyeceği ayrı bir konudur. Harcamalarla kastettiğimiz şeyin günahlar olduğunu açıklamaya gerek yoktur sanırım. Onun için insanların yüzlerine bakıp da hüküm vermek doğru değildir. İmtihan sırrı tamamen gizlenmiştir.
Çeşitli günahların etkisiyle letaifleri yükselmeyen insanların yüzlerinde ise zulümat görülür. Zulümat nur gibi maddi bir şeydir. Yani soyut bir düşünce değildir. Demir pasını andırır. Kişi şayet günahlara içten bir şekilde gözyaşları ile tövbe edip hak yola girerse, Allah’ın emirlerini yerine getirmeye başlarsa bu zulümat, rüzgârın etkisiyle bulutların dağılması gibi yok olur. Yüzü hemen nurlanmaya başlar. İnanılmaz bir mucize gerçekleşir.
Biz bu dünyaya imtihan için gönderildik. Üzerimizdeki emanet ise ruhtur. Daha doğrusu, ruhumuzu, letaiflerimizi yüce âlemlere yükseltmektir. Bu da ancak haramlardan kaçınmakla ve Allah’ın emirlerini yerine getirmekle olur. Sonuçta emanet olarak değerlendirilecek olan şeyin ibadetler olduğu anlaşılır. Nitekim Hz. Ali (r.a) de emaneti ibadetler olarak tefsir etmiştir.
-İnsanlar letaifler hakkında neden çok az şey biliyorlar? Çünkü bunu yüce Allah (c.c.) böyle murat etmiştir. Ayet-i celilede bu konu böyle hükme bağlanmıştır. ‘Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki, Ruh Rabbimin emrindedir. Size bu konuda çok az bilgi verilmiştir (İsra suresi, 85)’
İnsanlar çağımızda genellikle bir ruhlarının olduğundan bile kuşku duymaktadırlar. Psikoloji, psikanaliz, psikoterapi gibi bilimler, disiplinler her ne kadar ruh terimini kullansalar da ruhtan bi-haberdirler. İncelediği, hakkında bilgi verdikleri şeyler, tamamen nefse aittir. Maalesef bu bilimler ve disiplinler ruhu, onun manevi organları olan letaifleri tanımadığı gibi tamamen de inkâr etmektedirler. Bu bilimlerle, disiplinlerle çokça uğraşanların genellikle materyalist, ateist olmalarının temel nedeni de budur. Ruhu inkâr eden Allah’ı da tanıyamaz ve inkâr eder. Bu durum birbirine sebep sonuç gibi bağlıdır.
Nefis bir manyetik güçtür. Dünyaya bağlıdır. Temel içgüdüler (susama, acıkma, cinsel dürtü …) nefsin kendisini gösterdiği alanlardır. Bunlar hayatta birinci plana alındığında insanoğlu hayvanlaşmaktadır. O zaman insanın ruhu zayıflamakta, letaifleri asli işlevlerinden uzaklaşmaktadır.
Nefis kişinin iç dünyasında hakim duruma geçtiğinde ruh ve dolayısıyla letaifler onun emrine girmektedirler. Nefse hizmet etmektedirler. Kişi o zaman imani konularda tereddütçü, kuşkucu, inkârcı bir tavır takınabilmektedir.
İnsanların genelinin sandığı gibi imansızlık, dini konularda inkâr ve kuşku, bilgi ve bilinç eksikliğinden kaynaklanmaz. Günahlardan meydana gelir. Günahlar insanı bu dünyaya bağlar. Kişinin ruhunu, dolayısıyla letaiflerini etkisiz kılar. Onların yükselmelerini engeller. Bu yüzden kişi yavaş yavaş imani konulara şüphe ile bakmaya başlar. Onları kolaylıkla inkâr eder.
Aslında ruh ve onun manevi organları letaifler, hiçbir zaman Allah’ı ve iman esaslarını tamamen inkâr edemezler. Bu durum kişinin iç dünyasında günahlarla çatıştığı için büyük bir sıkıntı ve bunalım meydana getirebilir. Kişi günahları daha rahat bir şekilde işlemek ve onlardan tam bir haz almak için ruhunun ve onun manevi organları olan letaiflerinin sesini susturma yoluna gidebilir. İmani konularda kuşku ve inkâra sapabilir. Bu yönde çevresindeki insanlara çeşitli konuşmalar ve sohbetler yapabilir. Yani kısacası, imani konularda kuşku ve inkâr, bir kendini savunma psikolojisidir. Günahları meşru hale getirmek için iç dünyada yapılan bir düzenlemedir, savunmadır.
Hiçbir insan % 100 bir oranla ve kesinlikle iç dünyasında Allah’ı ve iman esaslarını inkar edemez. -Letaiflerin çalıştığı nasıl anlaşılır? Bir mürşid-i kâmile başvuran sofiye günahlara tövbe etme ve biat merasiminden sonra genellikle iki vazife verilir: Zikir ve rabıta. Şayet sofi tövbesinde samimi ise ve Allah’ın emirlerini yerine getirmeye başlamışsa bu iki vazife hemen kalp bölgesinde etkisini göstermeye başlar. İki üç ay kadar sonra bu bölgede bazı emareler yaşanır. Karnının, hamile bir kadının içindeki bebeğin oynaması gibi, hareket ettiğini müşahede edebilir. Kalp ve letaif noktalarında sertleşme, batma, yanma, acı gibi duyumlar almaya başlayabilir. Ayrıca feyzi hissetme nimetine erişebilir.
Feyz, manevi enerji olarak tarif edilebilir. Rabıtanın amacı buna erişmektir. Mürşid-i kâmil adeta bir enerji kaynağıdır. Rabıta sırasında ondan gelen feyz, kalp bölgesinde somut olarak hissedilir. Yani bu somutluk bir hoş baskı, çekim gibi şeylerle açıklanabilir.
Kalp bölgesi harekete geçtikten sonra zamanla diğer letaif noktalarında sertlik, batma, yanma, acı gibi duyumlar alınır. Bunlar zikrin ve rabıtanın arttırılmasını gerekli kılan işaretleri sayılır. Ayrıca bunlar kalp letaifinden diğer letaifler üzerinde zikre geçmenin belirtisi olarak da düşünülebilir.
Kalp zikrinden sonra gelen letaif zikrini ancak mürşidi kâmil verir.
Bir insanın yalnız başına, mürşitsiz letaif zikrine geçmesi doğru değildir. Zira şeytanların musallatlarına maruz kalabileceği gibi bu tür durumlarda onların oyuncağı da olabilir, ne yapacağını da bilemez.
-Bazı kişiler seneler geçtiği halde neden kalp veya letaif zikrinde bir ilerleme kaydedememekte, herhangi bir hal yaşamamaktadırlar? Kalp ve letaif noktalarında söylenen ‘Allah’ kelimesinin tesir etmesi, günahlara çokça içten tövbe etmekle mümkündür. Günahların ve onlara tövbe etmenin sonu sınırı ise yoktur. Bir de nefiste yer alan kötü ahlaklara çok dikkat etmek lazımdır. Onları içten çekilecek estağfirullahlarla her zaman temizleme yoluna gitmelidir. Bunlar kibir, ucup, haset, haksız yere öfke (kin), cimrilik, korkaklık, dünyaya ve şöhrete tutku düzeyinde bağlılık gibi şeylerdir. İnsan bunların belirtilerini, kıpırtılarını nefsinde hissettiği zaman zıtları ile hemen onların önünü tıkamalı ve pişmanlık hali ile estağfirullah çekmelidir. Bunlar nefs-i emmarenin huyları olduğu için kolay kolay temizlenemezler. Temizlendiği sanılsa bile mutlaka insan nefsinde izleri her zaman bulunur. İşte bu kötü huylar zikrin kalbe ve letaif noktalarına işlemesine çokça engel olurlar. Senelerce kalp zikri çekip de hiçbir hal yaşamamış kişilerin temel handikabı bu noktalardadır. Bu kötü huyları kalplerinden atamamalarıdır.
Aslında çekilen zikir ile bu kötü huylar eritilir. Ama bu kötü huyların giderilmesi için başka gayretlerin de olması gerekir. Yoksa zikrin kalbe tesiri çok gecikir. Çokça zaman alır.
Tabii günah sayılan her fiil de kalp ve letaif noktalarında çok olumsuz etkilerde bulunur. Bunların çalışmalarını engellerler. Ama sofiler genellikle açıkça yapılan günahlardan uzak yaşarlar, fakat nefislerindeki söz konusu ettiğimiz kötü huyları genellikle unuturlar. Bunların neden olduğu olumsuz etkiyi pek düşünmezler. Ayrıca ileri zikirlerde bulunup da manevi ilerlemesi yavaş olanların da temel eksikliği de bu noktadadır. Tasavvuf yolu daimi tövbe ve istiğfar halini gerekli kılmaktadır. Öyle ki, yapılan ibadetler bile bu cümleden kabul edilmeli, ibadetlerin arkalarından mutlaka Allah’ın (c.c.) şanına yakışmadığı için samimi bir şekilde tövbe ve istiğfar yapılmalıdır. Yoksa bu yolda ilerlemek, istenilen düzeye ulaşmak mümkün değildir.
-Evliya kerametleri nasıl meydana gelir ve neden kaynaklanır? Bazı insanlar vücutlarını geliştirmek için onca para ve emek harcarlar. Hâlbuki o gelişen vücut ona insani bir meziyet kazandırmaz. Bir gün de ölüp toprak olacaktır. Ruhu geliştirmek ancak onun manevi organları olan letaifleri zikir ve rabıta sayesinde nur ve feyizle beslemekle mümkündür. Normalde her insanın ruhu çok zayıftır. Kendisini nefsin gölgesinde saklar. Pek belli etmez. Yukarıda sözünü ettiğimiz kara sevda örneğinde olduğu gibi durumlarda belli eder. Aşk ruhsal bir olaydır. Şehvet nefsanidir. Bu iki olguyu karşılaştırdığımızda ruh ile nefsi daha yakından tanımış oluruz.
Evliya menkıbelerine baktığınız zaman akıl almaz, gerçeklik ötesi olaylara tanık olursunuz. Bunlara keramet denir. Bazı insanlar gerçeklikle çatışan bu kerametleri inkâr yoluna giderler. Oysa Allah dostları hayatlarında yalan söylemedikleri gibi kendileri hakkında yalan söylenmesine de asla izin vermezler. Bu bakımdan kerametler haktır. Amacı da insanları hak yola çağırmaktır.
Elbette kerameti yaratan yüce Allah’tır. Ama yüce Allah (c.c.) her şeyi bir sünnetullaha göre yaratmaktadır. Sünnetullah ilahi yasalar demektir.
Kerametler velilerin olgunlaşan ruhlarıyla meydana gelmektedir. Dolayısıyla kerametlerin meydana gelmesinde letaiflerin birinci derecede rolleri bulunmaktadır.
Ruh, Allah’tan ilahi bir soluk olduğu için yüce Allah’ın (c.c.) izni ve taktiriyle letaifleri aracılığı ile kerametler gerçekleşmektedir. Kerametlerdeki sır letaiflerde gizlidir.
Letaifler Lahut âlemine yükselip de Allah’ın sıfatları ve güzel isimlerinin gölgelerine ulaştığında çeşitli kerametler için gerekli olan güç ve kudrete sahip olmaktadırlar.
Kalplerde olanı keşfetme, kabirdekilerin ahvalini bilmek, hastalara şifa vermek, suda yürümek, aynı anda değişik yerlerde bulunmak hep Lahut âlemine, yüce Allah’ın sıfat ve güzel isimlerinin gölgesine yükselmiş olan ruh, dolayısıyla letaifler aracılığı ile gerçekleşen ve bilinen belli başlı kerametlerdir.
Tasavvuf yoluna keramet sahibi olmak için değil Allah rızasına ermek için girilir.
-Çakralar ile letaifler arasında bir ilgi var mı? Budizm, Hinduizm gibi dinlerin başlangıçta hak temele dayanıp daha sonra tıpkı Hıristiyanlık ve Yahudi dinlerinde olduğu gibi bozulduğundan Kuran-ı Kerim söz etmese de akıl ve mantıkla olaya yaklaştığımızda bu dinlerin de temelinin tevhide ve ilahi kitaplara dayanıp daha sonra tahrif edildiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Çakralar ile letaifler aynı konudan söz etmektedirler. Ruhun temel organlarını konu almaktadırlar.
Meditasyon adı altında yapılan uygulamalar ise büyük sıkıntıları ve tehlikeleri taşımaktadırlar. Zira bu uygulamalar şeytanlara davetiye çıkarmaktadırlar. İnsanların itikatlarını bozan pek çok yanlış bilgi bu meditasyonlarda zihinlere farkına varılmadan yerleşmektedir. Daha da kötüsü bir şeytan musallatında bu insanların sığınacağı bir limanlarının bulunamaması, kendilerini savunamamalarıdır. Onların ellerinde oyuncak olup kalmalarıdır.
Bir mürşid-i kamile bağlı bilgili ve bilinçli bir zikir ehlinin, bilgi ve kültürünü artırmak için meditasyon uygulamalarını, çakraları, söz konusu ettiğimiz dinleri incelemesini ve tanımasını tavsiye ederim. Bu, ona ufuk açacaktır. Ama tabii bu da ancak kendi yolunu iyice öğrendikten ve belli bir seviyeye geldikten sonra mümkün olacaktır.
-Nefis letaifinin ve letaif-i küllün vazifeleri nelerdir? Nefis letaifinin içerisinde insanın halk âlemindeki aslı olan dört unsur (anasır-ı erba) bulunur: toprak, hava, su, ateş. Nefis letaifi aslında bunlardan meydana gelir. Sütün üzerindeki kaymak gibi nefis de anasır-ı erbanın bir çeşit özüdür, bileşkesidir.
Zikir, rabıta, murakabe nefis letaifine de tesir eder. Yerinin iki kaş arası olduğunu yukarıda söyledik. İnsanın beşeri vasıfları, zaafları, günahları hep nefisten kaynaklanır. Nefsi tezkiye etmek, ruhu saflaştırmaktan daha zordur.
Nefis en esaslı şekilde oruç, erbain, hizmet etme gibi ibadetlerle tezkiye olunur.
Nefis genellikle kişinin şahsiyetinde anasır-ı erbasından bir unsurunu belli etmesiyle kendisini gösterir. Tabii herkesin yaratılışı birbirinden farklıdır. Bunda etken olan şey, bu unsurlardan birisinin diğerine göre daha ağır basmasıdır. Tabiatında toprak öğesi ağır basan kişi tembeldir. Çalışma ve ibadet ağırına gider. Korkaktır. Asalaktır. Rahatına ve keyfine düşkündür. Muhafazakârlar genellikle toprak öğesi ağır basan cinstendir. Su öğesi ağırsa dönektir. Verdiği sözleri çabuk bozar. Her renge girer. Kolayca yalan söyler. Münafık tabiatlıdır. Dedikoduya düşkündür. Her devrin adamı genellikle bunlardan çıkar. Hava öğesi ağır basan kişi çok duygusaldır. Hemen kanar. Duygu ve coşkuları ile hareket eder. Hayatı ciddiye almaz. Değişkendir. Dünyasını şarkılar, aşklar oluşturur. Arzularına göre yaşamak ister. Sanatçılar genellikle bunlardan çıkar. Bunların siyasetle hiç alakaları yoktur. Ateş öğesi öfke, hırs, kibir, kin, şehvet gibi durumlara karşılık gelir ki bunlar sahibini cehenneme götürecek kadar tehlikelidirler. Hayatı çok ciddiye alırlar. Daha doğrusu dünya hayatı dışında başka bir yaşamın, ebedi hayatın olacağını pek düşünmezler. Dava adamları genellikle bunlardan çıkar. Yani her insanın yaratılışında bulunan nefis, evrenimizin de, dünyamızın da temelini oluşturan bu dört öğeden oluşmaktadır. Adeta bunların ruhuna nefis denir. Yani toprak, ateş, hava, su kendi doğalarını, özelliklerini insana vererek onda nefis dediğimiz varlığı meydana getirmişlerdir. Bu dört öğe bizi dünyaya, insanlara ve evrene bağlamaktadır. Kişiliğimizin çekirdeğini oluşturmaktadır. Her insanın nefsinde bu dört öğeden bir öğe diğerlerine göre biraz ağır bassa da aslında insan nefsinde bunların her biri belli oranda da bulunmaktadır. Başkalarında gördüğümüz her olumsuz ahlak, davranış bizlerde de tohum olarak mevcuttur. Uygun şartlar bulduğunda hemen nefis içerisinde kendisini göstererek yeşerir, boy atar. Onun için nefis küfür üzere yaratılmıştır. Onun İslam’a girmesi, hidayeti kabul etmesi düşünülemez. Nefis ancak bir mürşid-i kâmilin elinde tövbe alarak zikir ve rabıta ile değişebilir. Mutmainne makamına çıkarak ilahi kanunlara boyun eğebilir. Yoksa düşünce egzersizleri ile kendi ilahlığından asla vazgeçmez.
Nefis zikir, rabıta, murakabe gibi yöntemlerle tezkiye olduktan sonra insanda iyi vasıflar, faziletler görülmeye başlar. Toprak öğesi ağır basan kişide ağırbaşlılık, mülayimlik görülür. Su öğesi ağır basan kişi uyumlu, hoş görülü, anlayışlı bir karakter sergiler. Hava öğesi ağır basan kişiler ise duygusal, empati kabiliyeti güçlü kişiler olarak dikkati çeker. Ateş unsuru ağırlıklı olan kişiler ise hizmet ve dava adamları olarak hayırlara vesile olurlar. Önde koşarlar.
İleri derecede rabıtaya sahip olanların sadatların ruhlarını görmeleri ve onlarla konuşmaları nefis letaifinin tamamen tezkiye edilmesinden sonra gerçekleşmektedir.
Şeytanları görmek ve onlarla konuşmak, nefis letaifinin altındaki letaiflerle (kalp, ruh, sır…) mümkündür.
Letaif-i küll pek çok kerametin, daha doğrusu büyük kerametlerin gerçekleşmesinde rol oynar. Yerinin başın üstü olduğunu yukarıda söyledik.
Allah (c.c.) her birimize son nefese kadar rızası yolunda zikir yapmayı nasip eylesin. Âmin.

CİNLERİN DEFİNELERİ SAHİPLENMESİ

CİNLERİN DEFİNELERİ SAHİPLENMESİ                                                                                         Her zaman merak konusu olan ve sürekli akıllarda baki kalan bir diğer konuda definelerdir. Yeryüzünde muhakkak ki bilinen bilinmeyen bir çok define yatmaktadır. Define avcılığı neredeyse günümüzde meslek haline gelmiştir. Binlerce lira bu iş için özel tasarlanmış alet edevata yatırılarak ülkenin çeşitli bölgelerinde zengin olmanın hayali ile topraklar karış karış aranmaktadır. Eski imparatorluklardan bugünümüze kalan bir çok hazine gün yüzüne çıkmayı beklemektedir. Mesela eski rum kesimi geleneklerinde ölen bir kimsenin mezarına hakkı olan altınların dörtte biri konularak kişiyi gömerlermiş. Yaşadığım şehirde geçmişte bir çok gömü bu şekilde bulunmuştur.
Peki her define rahat bir şekilde çıkarılabilir mi?
Defineler genelde sahipli olurlar. Sahiplenen varlıklar da cinlerdir. Cinler bir çok define yerini bilirler ve bir grup cin bu defineye sahip çıkar. Elbette sahiplenen cinler sufli olanlardır. Zira müslüman cinler define yada ona benzer hiç bir şeyi sahiplenmezler. Cinlerin ne paraya nede değerli bir hazineye ihtiyaçları yoktur. Ama şunu çok iyi bilirler ki bir gün bir ademoğlu buna ihtiyaç duyacaktır. Cinlerin bu sahiplenmeden olan çıkarı ise o hazineyi bulacak bir insandan olan beklentileridir. Bir insan her zaman nefsinin kölesi olmuştur zenginlik hususunda. Bazı insanlar '' Çok zengin olursam bir çok insana bakarım'' der. Lakin o zenginliğe bir sebepten ulaştığında nedense söylediği bu söz çürür gider. Cinler define arayan ve bulan kimselere ilk etapta yaklaşmazlar. Sadece beklerler ve arayan kişinin defineden emin olmasını beklerler. Alıcı reseptörleri olan cihazlar definenin yerini tespit ettiğinde derhal o bölgede kazı çalışmaları yaparlar. Bir kaç metre kazdıktan sonra defineye sahip çıkan cinler öncelikle bir enerji yayarlar. Ve bu enerji kişiye bir çeşit hafif anestezi etkisi yaratır. Daha sonra bu cin ona halüsinasyonlar göstererek daha aç gözlü biri haline getirir. Defineyi almak isteyen kişi daha bir hırslanır ve azimle çıkarmak ister. Cin bu sefer telkin verir ''Bu hazineye sahip olmak istiyorsa sende bir şey vermelisin. Unutma veren de alan da ALLAH'tır'' der. Kişi bu telkinden sonra pazarlığa açık hale gelir. Her şeyini bu hazine karşılığında vereceğini söyler. Çünkü ALLAH ismi geçmiştir. Rahmani olduğunu düşünmemesi için bir sebep yok. Cin daha sonra defineyi vereceğini ancak bir anlaşma yapılmasını şart koşar. Bu anlaşmada defineyi alacak kişinin yaşamı boyunca, yaşamı sona erdiğinde ise onun ailesinden bir başkasının yaşamı boyunca onlarla kalmak istediğini söyler. Koruyup kollayacağını ve asla zarar görmeyeceklerine ikna eder. Bunu kabul eden kişi defineyi almaya hak kazanır. Ancak anlaşmalarda genelde toprağa kan akıtılır ki bu kan toprağa değdiğinde cinler anlamsız bir düşünceyle toprağı şehadet edecek biri olarak değerlendirirler. Hülasa kişi defineyi alır ancak asla mutlu, huzurlu, sağlıklı olmaz. Çünkü anlaşmayı yapan cin ve onun kavmi artık bu kişiyle hayat bulur ve o kişiyi yaşamı boyunca çıkardığı definenin gelirinden daha fazla sıkıntıya sokar.
Birde cinlerin oyunlarıda vardır. Mesela definenin yerini tespit eden kişi derhal çalışma başlatır. Ancak bir zaman sonra bakarki define orda değil. Çünkü cinlerin defineyi taşıma kabiliyetleri vardır. Taşımaktan kastım mevcut yerden başka bir yere çekerler. Yada sahiplenmiş cin definesini vermekten yana değildir ve sürekli o defineyi çeker durur. Behnilem adındaki toprakta yaşayan nerdeyse tek cin olan varlık çok hümanist ve sevecen bir cindir. Yeryüzünde neredeyse her definenin yerini bilir ama onun sahiplenme yada çekme gibi bir durumu olmaz. Bu yüzden insanlara sahipli definelere yaklaşmaması içinde telkinler verir. Başarılı olduğu çok az görülmüştür. Zira dediğim gibi zenginlik insanın her zaman tercihi olmuştur.